Ana sayfa sakın kaybolma

İllüstrasyonlarım

Kille yaptıklarım

Serbest işlerim ve foto romanlar

t-shirtler

Sevdiğim siteler linkler

arşiv linkler

Dev ressamlar:
>Francis Bacon
>Max Erst
>Hannah Hoch
>Erol Akyavaş
>Semiha Berksoy
>Joseph Beuys
>Otto Dix

>DADA

Freeserversta yazdıklarımın bazıları:
>Mum yapımı
>Kahve
>Pasta
>Yürüyen Halı
>Telsizden cinayet
haberini aldığımda

>Ofsayttan doğan en direkt serbest vuruş

Şimdi ne yapıyorum?

Arşiv-1

Arşiv-2

Arşiv-3

Arşiv-4

Arşiv-5

Arşiv-6

mail@isildirican.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yürüyen Halı

Ağustos ayıydı, bunaltıcı hava yüzünden değil uyumak nefes almak bile mesele haline gelmişti. Her gece olduğu gibi ışıkları kapatıp karımla ben balkona yerleştik. Umudumuz biraz nefes almaktı. Astım hastalığım karım kadar eski, bir o kadarda içime işlemişti. Eşim Aden yatağa girmeden önce kendine uyguladığı işlemleri tamamlamıştı. Saçlarını bugidilemiş üzerine de file başlığını geçirmişti. Balkona düşen gölgesinden evde astronot yaşıyor sanabilirdiniz. Aden nin yüzüne maske sürmüş halini görseniz benim ne tür fantezileri olan adam olduğumu merak etmeden duramazsınız.
Tamam kırk yılık eşime gece bakmasam da olur ama arka bahçeyi gözden kaçırmak imkansız. Bu, eski ev aslında büyük bir ermeni azarlığına bakar. Gözü toprağa bakıyor dedikleri biz olmalıyız. Çok uzun zamandır ziyaretçisi olmayan mezarlığın durumu ciğerlerimden farksız, her taraf boz bulanık ve üzerinde çökmüş koyu karanlıkla korku filmlerinin eksik olmayan atmosferini çağırıyor.
İşte konumunuz bu, gene o geceye dönelim. Gece diyorum ama ay öyle aydınlatıyordu ki rahatlıkla halı saha maç yapılabilirdi. Durumu biraz abartırsak güneş gözlüğü takabilirdik.
Gizli bir iş çevirmek için bundan kötü zaman seçilemezdi. Gel gelelim bizim bodrum kata oturan Terasa teyzeler böyle düşünmemişlerdi. Terasa lar tek yumurta ikizleri olmanın dışında tüm aksesuarları, hatta etek boyları bile aynıydı. İnsan onlara bakınca on farkı bulun resimlerine bakar gibi bir havaya kaptırıp, eline kurşun kalem alıp çözmek istiyordu. Her neyse (Terasa'ları da karım gibi tarif etmeye devam etsem eminim hayatımın en önemli gecesini anlatmaya halim kalmayacak) apartmanın iz düşümü teyzeleri bir halıyı sırtlamış mezarlığın derinlerine doğru yol alıyorlardı. Halıda bir adam sarıldığı çok belliydi. Hem ince dokunmuş oluşundan hem de iple sardıkları yerlerin adamın vücudunu ortaya koyuşundan eşkal bile verebilirdim. Karımın her zaman ki merakı ağzına kadar gelmiş balkondan sarkıp nereye götürüyorsunuz o adamı diye bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Ama bunu yapamayacak kadar şaşkındık ayrıca bunca sene yaşamışlığımızda bu gecede bizim son piyangomuzdu. Yanlarında küçük bir kürek getirmişlerdi. Aslıda kürek bile sayılmaz her evde bulunan faraştı bu düpedüz. Büyük bir titizlikle mezarlığın orta yerinde kuyu kazmaya başladılar. Kuyu diyorum çünkü hep bir noktadan aşağı iniyorlardı hiç mi film seyretmemişlerdi nasıl bir ceset göme işlemiydi anlayamadık. Daha fenası onlar fark etmemişlerdi ama arkalarında ihmal ettikleri halı karakteri ayılmaya hata hafif, hafif doğrulmaya bile başlamıştı. Yuvarlanarak epeyce ikizlerden ayrılan halı şimdi arabaların her saate vızır vızır aktığı çıkış kapısına kadar gelmişti. Son bir gayretle ayaklandı ve koşarak caddeye fırladı. İşte tam o sırada bir arabadan önce cıyırtı sonrada küt diye bir ses çıktı. Teyzelerin sesi duymalarıyla kazdıkları anlamsız deliği kapatıp kaçmaları rekor düzeyde sayıla bilinirdi.Bu olay bizi nasıl dehşete düşürdüyse, taksi sürücüsünü bin misli etkilemişti. Arabasının önünde bir halı yatıyordu ve içinden inceden kan sızıyordu. Bela ona paketlenmiş bir şekilde gelmişti. Durduğumuz yerden taksicini yüzünü seçemiyorduk ama dünyanın sonunu görmüş biri varsa eminim onunkiyle aynıydı...
Bu olayın ardından haftalar geçti, ikizler hemen uzun bir Avrupa seyahatine çıktılar. Evimiz hiç olmadığı kadar dağınık, kalabalık ve kaza haberleriyle doluydu. Her gazeteyi hata bulvar gazetelerini bile alıp halının, kaçan taksinin durumlarını öğrenmeye çalıştık. Bu araştırmayı yapan bir tek biz değildik. Günlerce polis kapımıza dayandı. Sanırım telefonlarımız bile dinlendi. Her gelen ekip bize o geceyi sordu, Aden nin kurabiyelerinden yedi, dolu dolu kül tablaları bıraktı. Tabi ki hiçbir şey anlatmadık. Bizim için değil o akşamı anlatmak normal bir rüya bile, tarif edilemez hal almıştı. Öğrendiğimiz ve tahmin ettiğimiz üzere o akşam şunlar olmuştu; Terasa ların hacze verdikleri baba yadigarı konsollarının evdeki geçici misafirliği bitirmişti. Sattıkları antikacı çırağı üzerine vazife edinip yolunun üstü olduğu teyzeleri biraz korkutmak birazda emri vaki yapmak istemişti. Antikacını kendisi bile bundan habersizdi. Kafaya inen bir tava, yüzyıllık ipek halının yollarda kefen olması kimsenin beklediği son değildi.
Yakında biz de buralardan taşınacağız. Benim nefes alma zorluğum dalgıçların suyun altında çıkardıklarına benzer bir hal aldı. Son günlerimizi yaşadıklarımızı unutmaya, masum bir arka bahçeye bakmaya çalışarak geçireceğiz.

ı.d